# APBA Kısa Özet

Diyabetik ayak (DF) hastalığı, diyabetli bireylerde morbidite ve mortaliteyi artıran kritik bir komplikasyondur. Bu sistematik inceleme ve meta‑analiz, 2024 Aralık ayına kadar dört büyük veritabanında (PubMed, Embase, CINAHL Plus, Cochrane Library) taranan gözlemsel çalışmalardan elde edilen insidans ve prevalans ölçütlerini birleştirerek küresel bir tablo sunar. Pooled sonuçlar, DF ülserasyonlarının yıllık insidansının 10.93 vaka/1000 kişi‑yıl (95 % CI 6.67‑17.91) ve geçmiş ülserasyonların prevalansının 72.63 vaka/1000 kişi (95 % CI 48.21‑108.02) olduğunu gösterir. Amerika ve Afrika’da bu oranlar küresel ortalamanın üzerindeyken, Avrupa, Asya ve Okyanusya’da daha düşük bulunmuştur.

# Çalışma neyi araştırdı?

Araştırmanın temel amacı, diyabetik ayak hastalığının (ülserasyon, amputasyon, enfeksiyon) küresel insidans ve prevalansını belirlemek ve bölgesel farklılıkları ortaya koymaktır. Çalışma, farklı coğrafi bölgelerdeki epidemiyolojik ölçümleri karşılaştırarak, DF’nin sağlık sistemleri üzerindeki yükünü nicel bir çerçeveye oturtmayı hedeflemiştir. Ayrıca, mevcut literatürdeki metodolojik heterojenliğin sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır.

# Yöntem

PRISMA kılavuzlarına uygun olarak yürütülen bu çalışma, PROSPERO (CRD42025640944) kaydıyla önceden protokollenmiştir. Belirlenen tarih aralığına kadar dört veri tabanında “diabetic foot”, “incidence”, “prevalence” ve benzeri terimler kullanılarak tarama yapılmıştır. Dahil kriterler: 18 + yaşında diyabet tanısı almış yetişkin popülasyonları, DF hastalığına ilişkin insidans veya prevalans oranları sunan gözlemsel çalışmalar ve tam metin erişimi. Çıkarım ve kalite değerlendirmesi, Joanna Briggs Institute (JBI) kontrol listeleriyle dört bağımsız gözlemci tarafından gerçekleştirilmiştir. Meta‑analiz, rastgele etkili modeller (genelleştirilmiş lineer karışık‑etki modelleri) kullanılarak yapılmış ve heterojenlik I² istatistiğiyle raporlanmıştır.

# Temel bulgular

  • Küresel insidans: DF ülserasyonlarının yıllık insidansı 10.93 vaka/1000 kişi‑yıl (95 % CI 6.67‑17.91) olarak bulunmuştur.
  • Küresel prevalans: Geçmiş DF ülserasyonlarının prevalansı 72.63 vaka/1000 kişi (95 % CI 48.21‑108.02) olarak rapor edilmiştir.
  • Bölgesel dağılım: Amerika ve Afrika’da insidans ve prevalans oranları küresel ortalamanın üzerindeyken, Avrupa, Asya ve Okyanusya’da bu oranlar ortalamanın altında kalmıştır.
  • Heterojenlik: Analizlerde yüksek I² değerleri (≥ 80 %) gözlenmiş, bu da çalışmalar arasındaki metodolojik ve popülasyonel farklılıkların önemli olduğunu göstermektedir.

# Bulgular ne anlama geliyor?

Bu bulgular, DF hastalığının küresel bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve bölgesel farklılıkların varlığını doğrulamaktadır. Amerika ve Afrika’da daha yüksek oranlar, bu bölgelerde diyabet prevalansının yüksekliği, sağlık hizmetlerine erişimdeki sınırlamalar ve risk faktörlerinin (örneğin, düşük ayak bakımı eğitimi) daha yaygın olmasıyla ilişkilendirilebilir. Avrupa, Asya ve Okyanusya’da daha düşük oranlar, daha gelişmiş diyabet yönetimi programları ve ayak bakımına yönelik önleyici stratejilerin etkili olabileceğine işaret eder. Ancak, yüksek heterojenlik, farklı tanı kriterleri, veri toplama yöntemleri ve çalışma tasarımları nedeniyle sonuçların doğrudan karşılaştırılmasının zor olduğunu vurgular.

# Klinik önem

DF hastalığının yüksek insidans ve prevalans değerleri, klinik pratiğin ve sağlık politikalarının bu komplikasyonu önleyici yaklaşımlara öncelik vermesi gerektiğini gösterir. Özellikle yüksek riskli bölgelerde, düzenli ayak muayeneleri, hasta eğitimi ve multidisipliner bakım modelleri (podiatrist, diyabet uzmanı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı) uygulanmalıdır. Ayrıca, bölgesel veri eksikliği, yerel sağlık otoritelerinin kaynak tahsisinde ve önleyici programların tasarımında bilgi açığını ortaya koymaktadır.

# Sınırlılıklar

En önemli sınırlılık, dahil edilen çalışmalar arasındaki metodolojik çeşitlilik ve yüksek heterojenliktir; bu durum, pooled tahminlerin kesinliğini azaltmaktadır. Coğrafi temsil açısından, bazı bölgelerden (örneğin, Orta Doğu, Güney Amerika) sınırlı veri bulunması, sonuçların küresel genelleştirilebilirliğini kısıtlamaktadır. Ayrıca, rapor edilen oranların çoğu gözlemsel tasarımlara dayandığından, neden‑sonuç ilişkileri kesin olarak kurulamaz. Son olarak, meta‑analizde kullanılan rastgele etkili model, çalışmalara özgü varyansları hesaba alsa da, farklı tanı kriterleri ve raporlama standartları arasında tam bir uyum sağlanamamıştır.