# APBA Kısa Özet
This systematic review and meta-analysis synthesizes current evidence regarding the global prevalence and determinants of preoperative anxiety among women undergoing cesarean section. Analysis of 24 observational studies involving 3,928 participants revealed a pooled prevalence of 66.7% (95% CI: 58.3-74.5%). The results indicate that preoperative anxiety is a near-universal experience in this patient population, with significant variation explained by geographical location and socioeconomic status. The review identifies key demographic risk factors and discusses the clinical implications for maternal care protocols.
# Çalışma neyi araştırdı?
The primary objective of this research was to conduct a comprehensive synthesis of global data on preoperative anxiety in women scheduled for cesarean delivery. Specifically, the review aimed to: (1) quantify the global prevalence of preoperative anxiety; (2) identify geographical and socioeconomic variations in prevalence rates; and (3) determine key demographic and clinical risk factors associated with increased anxiety. The investigation followed PRISMA guidelines and included studies published in English or Persian up to April 2025.
The search strategy encompassed major biomedical databases, including PubMed, Scopus, Web of Science, and the Cochrane Library. Studies were eligible for inclusion if they reported on the prevalence of preoperative anxiety or identified risk factors among women aged 18 years and older undergoing cesarean delivery. Observational study designs were prioritized. Study quality was assessed using a modified Newcastle-Ottawa Scale, and statistical heterogeneity was evaluated using the I² and Q statistics.
The final analysis included 24 studies with a total sample size of 3,928 women. The methodological diversity and varying assessment tools used across studies presented significant challenges for direct comparison, necessitating the use of random-effects models and Freeman-Tukey transformations for data synthesis.
# Yöntem
- Arama stratejisi: PubMed, Scopus, Web of Science ve Cochrane Library veritabanları, İngilizce ve Farsça yayınlar dahil edilerek Nisan 2025’e kadar tarandı.
- Dahil etme kriterleri: 18 yaş ve üzeri kadınlarda sezaryen öncesi anksiyete prevalansı veya risk faktörlerini raporlayan gözlemsel çalışmalar.
- Kalite değerlendirmesi: Newcastle‑Ottawa Scale’ın modifiye edilmiş versiyonu kullanıldı.
- İstatistiksel analiz: Random‑effects model (Freeman‑Tukey dönüşümü) ile pooled prevalans hesaplandı; I² ve Q istatistikleri heterojeniteyi ölçtü. Alt grup analizleri coğrafi bölge, gelir seviyesi ve anksiyete ölçüm araçlarına göre yapıldı. Meta‑regresyon, yıllara göre prevalans trendini inceledi.
- Örneklem: 24 çalışma, toplam 3.928 kadın.
# Temel bulgular
- Küresel prevalans: %66,7 (95 % CI: %58,3‑%74,5); I² = 96,7 % (yüksek heterojenite).
- Coğrafi farklılıklar: Prevalans %25,0 (Malezya) ile %98,0 (Türkiye) arasında değişti; WHO bölgesi ve ülke geliri düzeyi anlamlı farklılık gösterdi (p < 0,001).
- Gelir seviyesi: Üst‑orta gelirli ülkelerde %70,8, yüksek gelirli ülkelerde %41,0 prevalans (p < 0,001).
- Risk faktörleri:
- Yüksek eğitim (OR = 1,67; 95 % CI: 1,25‑2,22).
- Primiparite (OR = 1,62; 95 % CI: 1,03‑2,57).
- Doğum tipi: Sezaryen planlı (elektif) ve acil arasında anksiyete oranı farkı bulunmadı (p = 0,670).
- Zaman trendi: Meta‑regresyon, yıllara göre prevalansın yılda -0,068 oranında azaldığını gösterdi.
# Bulgular ne anlama geliyor?
The synthesis of these findings reveals that preoperative anxiety is a pervasive issue in the context of cesarean section, affecting approximately two-thirds of women globally. The substantial geographical variation—from 25.0% in Malaysia to 98.0% in Turkey—suggests that cultural, healthcare system, and socioeconomic factors play a critical role in the manifestation of anxiety. The identification of higher education and primiparity as significant risk factors (OR=1.67 and OR=1.62, respectively) points toward the role of perceived control and lack of prior experience in shaping maternal psychological states.
Furthermore, the lack of significant difference in anxiety rates between elective and emergency cesarean deliveries challenges the assumption that the urgency of the procedure is the primary driver of preoperative distress. Instead, the findings suggest that the psychological burden is inherent to the cesarean section experience itself, regardless of timing. The observed temporal decline in prevalence, although modest (-0.068 per year), may reflect evolving clinical practices, improved patient education, or changes in assessment methodologies over the study period.
Clinically, these results advocate for a shift toward universal screening protocols. Given the high prevalence and the modifiable nature of some risk factors, routine preoperative anxiety assessment should become standard practice. Interventions tailored to identified risk profiles, particularly for primiparous women and those with higher education levels, could mitigate distress and potentially improve maternal and neonatal outcomes.
# Klinik önem
- Rutin Ekranlama: Yüksek prevalans (%66,7), obstetrik kliniklerde rutin preoperatif anksiyete taramasının (ör. STAI‑Y veya benzeri geçerli ölçekler) uygulanmasını gerektiriyor. Erken tespit, targeted müdahalelerin uygulanması için kritik öneme sahip.
- Hedefli Psikososyal Destek: Yüksek eğitim ve primiparite gibi risk faktörlerine odaklanan intervensiyonlar, anksiyete düzeylerini azaltmada etkili olabilir. Bilgi veren gebelik eğitimleri, önceden hazırlık seansları ve friends/family desteği programları düşünülebilir.
- Kontekst‑spesifik Protokoller: Coğrafi ve gelir düzeyi farklılıkları, yerel kültürlere ve sağlık sistemlerine uyarlanmış ekranlama ve müdahale stratejilerinin geliştirilmesini gerektiriyor. Yüksek prevalansa sahip bölgelerde, daha yoğun kaynak ayırma gerekebilir.
- Araştırma ve Standartlaştırma: Yüksek heterojenite (I² = 96,7 %), ölçüm araçları ve metodolojik farklılıkların standartlaştırılmasını gerektiriyor. Farklı anksiyete ölçekleri arasında karşılaştırmalar yaparken dikkatli olunmalı ve gelecek çalışmalar, homojen popülasyonlar üzerinde randomize kontrollü deneyler (RCT) ile daha güçlü kanıt sağlamalıdır.
# Sınırlılıklar
- Yüksek Heterojenite: I² = 96,7 % değeri, pooled prevalans estimate’in kesinliğini önemli ölçüde azaltır ve sonuçların yorumlanmasında dikkat gerektirir. Farklı anksiyete ölçekleri ve popülasyon karakteristikleri bu yüksek varyansı açıklayabilir.
- Dil ve Kayıt Biases: Sadece İngilizce ve Farsça yayınlar dahil edilmiştir. Bu durum, diğer dillerde yapılan çalışmaların ve potansiyel olarak farklı anksiyete prevalanslarının dışlanmasını sağlamaktadır.
- Gözlemsel Tasarım: Dahil edilen çoğu çalışma kesitsel veya koşullara dayalı olduğu için, anksiyete ile risk faktörleri arasında kesin neden‑sonuç ilişkinin kurulması mümkün değildir.
- Coğrafi ve Metodolojik çeşitlılık: Farklı ülkelerde ve sağlık sistemlerinde uygulanan farklı anksiyete ölçüm araçları, sonuçların doğrudan karşılaştırılmasını zorlaştırır.
- Zaman Trendi: Meta‑regresyon analizinde gözlemlenen prevalansın azalması, değerlendirme araçlarının zamanla değişmesi veya klinik protokollerin evrimiyle ilişkilili olabilir; bu da gerçek bir azalma mı yoksa bir gözlem bias’i mi olduğunu belgelemek zordur.
APBA Yorum: Bu kapsamlı meta‑analiz, sezaryen öncesi anksiyetenin yaygın bir sorun olduğunu ve coğrafi/economic faktörlerin prevalansı üzerinde etkili olduğunu powerfully vurguluyor. Ancak, gözlemsel veri doğası ve yüksek heterojenite, bulguların klinik uygulamalara direk entegrasyonuna engel olabilir. Sağlık profesyonelleri, mevcut kanıtı temel alarak, hasta‑odaklı tarama ve kültürel olarak uyarlanabilecek destek stratejileri geliştirmelidir. Gelecek çalışmalar, risk faktörlerini doğrulayacak ve etkili müdahale stratejilerini test edecek daha homojen ve randomize çalışmalara ihtiyaç duymaktadır.
